Çocuklar Dokunulmazdır!

9 Ağustos 2021 0 Yazar: admin

Benim Türkçem fena değildir. Hislerimi anlatmakta çoğu süre zorlanmam. Fakat bazen bir yumru gelip oturuyor boğazıma, konuşamayacak şeklinde olduğumdan yazmak istiyorum.

Anlıyorum ki benim de anlatırken çok zorlandığım hisler var. Ben de bir insan, bir kadın ve bir anne olarak ne denli çaresiz ve yalnız bırakıldığımızla yüzleştikçe, kendi dilimde dert anlatmakta yetersiz kalıyorum. Bizi bu şekilde büyük dertlere salan sistemi sorgulamalıyız! Toplumsal ve siyasal dilin, geldiğimiz noktada iyi mi bir teşviki olmuş, bunu gözden geçirmeliyiz. Yargının ne denli bağımsız olduğunu, nerede çürüdüğünü ve yapılması planlanan veya yapılan değişikliklerin insanı ve daha da mühimi çocukları ne denli koruyacağını titizlikle hesap etmeliyiz.

Çocuğun beyanı esas kabul edilmelidir!
Çocuğun beyanı esas kabul edilmelidir! Zira çocuklar plan dahilinde kurgusal yalanlar söylemez ve yaşlarının üstündeki durumları yalnızca hayal güçleriyle bu denli yorumlayamazlar.

Çocukları, aileleri dahil herkesten koruyacak kadar bizim ve asla dokunamayacak kadar özel ve bağımsız kabul etmeliyiz. Bu çarpıklığın neresinden tutsam elimde kalıyor. Haberdar olabildiğimiz ve olamadığımız, istismar mağduru binlerce çocuk; yargının güçlü kanatları altında ne pahasına olursa olsun korunmayı hak ediyor ve biz buradayız!

Sosyal medya ve yeni dünyanın basını medyasıdır. Ben ne yapabilirim ki demeyin ve bugünün habercileri olun. İnanın yaratmak zorunda kalmış olduğumuz kamuoyuyla çok şeyi değiştirebiliriz. Keşke bunlara gerek kalmasaydı ve her şey “gelen tepkiler üzerine” yoluna girer şekilde olmasaydı… Fakat madem bu şekilde, güçlerimizi birleştirelim. çocuklar dokunulmazdır!

Bu ülkede halkın vekili olmaya, halkın oylarıyla hak kazanmış herkesi bu ülkenin çocuklarına sahip çıkmaya ve koltuklarını hak etmeye çağırıyorum. çocuklar, çocuklarımızdır!

Çocuk Kalmak

Niçin beyazperde? Klişelerin de klişesi olan bu suali soran kaldı mı bilmiyorum ama umarım muadilleri tercih ediliyordur. Geçtiğimiz günlerde özel bir davette ünlü bir konuğa sorulan bir sual duydum ve o an dedim ki ‘işte yeni yazı konum!’ O sual da çok parlak, çok yaratıcı değildi doğal olarak. ‘Ünlü olmasaydınız ne olmak isterdiniz?’ Parlak olan, ünlü kişinin derhal arkasındaki davetlinin fısır fısır verdiği yanıttı: ‘çocuk!’ Kim istemez ki?

Büyüyen, gelişen, kabul edelim kimi zaman de hiç gelişmeyen, değişen yanlarımız, maddi ve içsel hanemize artılar dizedursun, bir taraftan da eksiler diziyor artılarla yarışan. İyi otomobile binecek kadar büyümekle hava kararana dek sokakta oynayacak kadar çocuk kalmak… Güzel bir kadınla beraber olacak kadar büyümekle ilk aşkımızın saçını çekecek kadar çocuk kalmak… Her istediğimizi kendi başımıza alacak kadar büyümekle ebeveynimizin aldığı bayramlığı başucumuza koyup yatacak kadar çocuk kalmak… gerçek dışı suçlamalar için büyüyüp samimi kavgalar için çocuk kalmak…. Artılar eksilerle yarışadursun, çocuk kalmak güzel şey vesselam.

Tüm şuh duruşlarına, şehvet dolu parlak dudaklarına, belirginleşmesi için ter dökülen yuvarlak hatlarına karşın dudaklarını çocuk şeklinde büzerek konuşan bu kadınlar, kadınlarımız! Evleneceği erkekte tüm niteliklerle birlikte bir de ‘baba’ arayan hanımlarımız! Girdiği kavgaların skorunu ‘sen bir de onları gör’ diyerek veren büyümemiş o erkekler, erkeklerimiz! Sokakta aslan, evde mırıl mırıl kedi erkeklerimiz! Çocuk kalmak istemeleri iyi mi da şahane… Gülünç görünmesine karşın aynı zamanda.

Çocuk kalmak ne güzel. Pazartesi her zaman sendromlu, çocuğa geçmiş olduğu iltimas yok onun. Büyük insan olursan işe, henüz olmadıysan okula gidersin. Fakat ya dönüşte? Önlüğünü merdivenlerde çıkarıp yarın da giyileceğini hesaba katmayıp fırlatıp atarsın. O dakikadan sonrasında sokaklar senin. Arkadaşlar, toplar, kaldırımlar ve dahi yollar senin. Babanın dönüşünü beklemek senin, annenin roketatar terliklerine direnerek.

Kaşını ilk defa almanın heyecanı, nerede ise gelinlik giymeye eş kıymet. Kendin alıp da patikalar yaratmak gafletine düşmediysen eğer. Köşeyi dönüşte kıvırdığın eteğin haberi, babana senden bile önce gider. Yahut sevmediğin oğlanın babasıyla senin babanın iyi ahbap olması adeta kötü kader. Çocuk olmak ne güzel, dertleriyle müsemma.

Dersi derste dinlemek benzer biçimde bir davranış edinebilseydik şüphesiz ki hayatı da hayatta yaşardık. Kalmazdık ondan sonra, geçmemiz muhtemel sınavlardan. Geride bıraktıklarımız bir taraflarıyla gülmezdi bize. Kabiliyetlerimizi soyutlayıp kendimizden, oldurabileceklerimizi olmaz edip durmazdık, böyle kendine direnen keçiler şeklinde. Çocuk kalmayı başarabilseydik bir parçamızla, yetişkinliğin iticiliği akmasaydı paçalarımızdan, daha ‘tam’ insanoğlu olurduk, ünlü veya ünsüz.

Peki ya kalmadı mı hiç çocukluğumuz?

Ben size bunları ne diye anlattım. Bugün ünlü ya da ünsüz olun, çocuk bir tarafınız var biliyorum. En lüks otellerdeki doğum günü kutlamalarınızda bile balonlara, süslü pastalara sevinmeniz bundan. Dinlence bavuluna hayallerinizi koymanız da bundan, belki bilmiyorsunuz. Kavga ettiğinizde adım atmayıp adım atması için dua etmeniz… Ruhunuzun kimi zaman azarlanmaya ihtiyaç duyması yahut şımartılmayı deliler benzer biçimde istemesi örneğin. Çocuk kalmamaya çalıştıkça çocuk kalan bir yanınız var.

Cemaat dergilerinde, magazin programlarında kameralara gülümseyen yüzünüzün, mikrofonlara şakıyan sesinizin ve cüretkar bakışlarınızın ardında sizlerin de bir bahçeniz var. İçinde çocukluğunuzun kokuları, kaybedilen yakınların uzaklıkları, unutulmasın diye direndiğiniz anılar, biraz dantel, birazcık harçlık, biraz boş vermişlik var, en aldıran halinizde bile. Her insanın, dışarıdan görünmeyen bir çocukluğu var ya da izinsiz görünen.

Doktor olmasaydım çocuk olmak arzu ederdim ben de. Şifa olurdum kendime. Yetişkinliğimin yetmediği hallerime. Ne var ki tabip oldum, fena da gitmiyor hani. Bir ihtimal şimdi sizi birazcık düşündürmüş ve kalan çocukluğunuzla buluşturmuşumdur bile.